Türkiye’de inşaat mühendisliğinin temelleri, Osmanlı döneminde mimar ve mühendis ayrımının henüz belirgin olmadığı bir çağda, Mimar Sinan gibi yapı ustalarının eserleriyle atılmıştır. Sinan, sadece estetik açıdan değil, mühendislik dehası ile de devrim niteliğinde çözümler üretmiştir. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte mühendislik eğitimi kurumsallaşmış, 1928 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi, Türkiye’nin ilk modern inşaat mühendislerini yetiştirmeye başlamıştır. Ancak bu süreci bilimsel temellere oturtan en önemli adımlardan biri, 1956 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ) kurulmasıyla atılmıştır. ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü, yalnızca uygulamalı mühendislik değil, aynı zamanda araştırma ve deneysel çalışmalara dayalı çağdaş bir yaklaşım getirmiştir.

Bu dönüşümün öncülerinden biri, hiç kuşkusuz Prof. Dr. Uğur Ersoy olmuştur. Betonarme, yapısal analiz ve deneysel mekaniğin Türkiye'deki öncüsü olarak kabul edilen Ersoy, yalnızca akademik yayınları ve ders kitaplarıyla değil, aynı zamanda eğitmen kişiliğiyle de binlerce mühendise ilham vermiştir. Onun “mühendislik bir düşünme biçimidir” anlayışı, Türkiye’de mühendislik eğitiminin temel felsefesine yön vermiştir. 20. yüzyıl boyunca Keban, Atatürk ve Karakaya gibi büyük baraj projeleri; FSM ve Çanakkale köprüleri gibi yapılar, Türk inşaat mühendisliğinin hem teknik kapasitesini hem de küresel ölçekteki yeterliliğini göstermiştir. Böylece inşaat mühendisliği, Türkiye’nin kalkınma sürecinin en kritik yapı taşlarından biri haline gelmiştir.